Kişisel Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2011 Cuma

Richard Bach tekrar raflarda: Meraklılar

uygarlıklarının felaketini (savaşlar, açlık, teknoloji kaynaklı çeşitli afetler) kendi elleriyle getiren bir dağgelinciği ırkı. tek bir kahramanın çabasıyla (mı gerçekten?) tekrar ve çok daha güçlü bir düzen kuruyorlar. bu düzende sadece çok gereken teknolojilere yer var, her şeyin temelinde ve merkezinde manevi değerler ve doğrular yatıyor. dağgelincikleri geçmişlerini pek hatırlamıyorlar, ana hatlarıyla bir "felaket" olduğundan belli belirsiz haberdarlar, dogmatik değer yargıları çok net ve kesin: kendine yapamayacağın hiçbir şeyi bir başkasına yapma.

böylece herkes iyilik yapmak peşinde (ki kendisine de hep iyilik yapılsın), kimse yalan söylemiyor ve herkes güvenilir (ki kendilerine de yalan söylenmesin ve herkese güvenebilsinler), suç diye bir şey yok (ufacık tefecik suçlar burada kast ettiğim, cinayet ve hırsızlık benzeri ağır suçlar akıllara dahi gelebilecek gibi değil). ve tabii şu cümledeki tüm parantez içi notlar bana ait çünkü onların aklına böyle bir karşılık dahi gelmiyor, hepsi bunu yapmak istedikleri için yapıyorlar, doğru olan öyle davranmak olduğu için.




5 hikaye anlatılıyor kitap boyunca, 5 ana karakter ekseninde. fakat karakterlerin hemen hepsinin yolu bir noktada birbiriyle kesişmiş ya da kesişmekte, bazıları çocukluk arkadaşı, bazılarının bu yol kesişmelerinden haberleri dahi yok: tesadüfler biz farkında değilken gerçekleşiyor ve hayatlarımız bazen varacağı noktadan çok daha öte yerlere esneyebiliyor. medeni ve saygın bir hayat peşinde tüm gerçek olanları merak eden, araştıran, dedektifliğe ayrı bir saygı duyan dağgelinciği ırkının peşinde 471 sayfa macera sizi bekliyor. ve tabii richard bach, her zaman olduğu gibi, satırlara ve satır aralarına serpiştirdiği "hayat dersleri" ile kulağınıza küpe olabilmek için elinden geleni yapıyor.

sevgili patronum tarafından doğumgünümde bana hediye edilen bu kitabı çok severek, çok eğlenerek okudum. richard bach'ın zaman zaman kapıldığı didaktik tonlamayı görmezden gelebildiğinizde çok neşeli hikayeler okuyacağınızı garanti edebilirim. ve, günümüz dünyasından çok farklı olmakla birlikte, bizim uygarlığımızın varacağı noktayı düşündükçe, dağgelincikleri kadar şanslı olacağımızı umuyorum.

1 Eylül 2011 Perşembe

Felsefe, Yelken ve Caz - Asiye Koray Bendon

kişisel gelişim kitapları normalde benim kalemim değildir. pek sevmem okumayı. bir başkasının hayatın sırrına varmışçasına kestiği ahkam nadiren kafama yatar ve ruhuma iyi gelir. pek gelişemem anlayacağınız bu kitaplardan ve genelde kişisel gelişim gurularının da kendi keselerini doldurmak peşinde olduğunu düşünürüm. aslında, bu düşündüğümde (ve haliyle de bu guruların yaptığında) pek de olağandışı, abes bir durum yok. kapitalist dünyada herkes bir şekilde kendini kurtarmak isteğinde haklı olarak. ben de, aynı hakkı kullanarak kişisel gelişim kitaplarından uzak durmaya devam ediyorum.

dedikten sonra... geçtiğimiz aylardan birinde okuduğum fakat yazmak için ancak zaman bulabildiğim FELSEFE, YELKEN VE CAZ adlı kişisel gelişim kitabına geçelim! :) evet, okudum. ama neden okudum? elma yayınevi referansı benim için önemli, daha önceden bu yayınevinden okuduğum hiçbir kitaptan pişmanlık duymadım. felsefe, yelken ve caz da beni yanıltmadı.



yazar asiye koray bendon'un ahkam kesen ve dikte eden bir tarz kullanmaması kitabını diğer kişisel gelişim kitaplarından daha farklı bir noktaya taşımış. samimi, sohbet eder gibi, kendine de iğne batırarak yazmış bendon. "tatlı tatlı" anlatmış, okurunu eksik hissettirmeden ince ince vermiş mesajını. benim gibi dikbaşlı ve hatalarını kabul etmeye pek yanaşmayacak okurların bu "gelişim" ve "ilerleme" satırlarını daha kolay sindirebileceğini düşünüyorum.

caz pek benim kalemim bir müzik türü değil aslında. ama hayatın tüm akortlarıyla belki de bir caz seansı olabileceğini düşündüm okurken. yelken terimlerini öğrenmiş oldum satır aralarında ve dipnotlarda. kitabın adında beni tavlayan anahtar kelime felsefeye gelecek olursak, demeliyim ki okuru düşünmeye sevk eden kitaplar güzel kitaplardır, felsefe ile haşır neşir olmak iyidir ve kişinin kendini geliştirebilmesi için anahtardır.

kitap kulübümüzün misyonu olan ROMAN candır. ama ara sıra kurgunun biraz dışına çıkıp samimi, yürekten yazılan öykülere dalmak da insanı ferahlatır. kitabımız belki bazı gedikli gelişim okurları için basit kaçacaktır fakat benim en hoşuma giden bu "basitlik" oldu, günlük yazarmış gibi kahraman arayışını bizimle paylaşan bendon, bana bugünün blog yazarlarını ve satırlarındaki içtenliği, hesapsızlığı düşündürdü. ara sıra keşke biraz daha üzerinde çalışsaymış da tekrarlar ya da hatalardan arındırsaymış eserini yazar diye düşünmedim değil fakat eğer öyle olsaydı bu samimiyet kalır mıydı emin olamadım. en güzeli böylesi olsa gerek.




sayfa 177'den bir alıntı:

hoca, leo tolstoy'un (1829-1910) anna karenina romanından alıntılıyor:


"bütün mutlu aileler birbirine benzer, ama mutsuz ailelerin her birinin öyküsü farklıdır."

bundan çok emin değilim.

birkaç mutlu aile bulabilirsem etrafta, birbirine benzeyip benzemediklerini de görebilirim herhalde... ama mutsuz olanların senaryoları da üç aşağı beş yukarı aynı gibi geliyor bana:

bir "aldanma ve aldatma diyalektiği."

sanırım, önemli bir bölümü sıradan ve renksiz geçen bir hayatı, bir de evlilik cenderesine sokunca, insanların kendilerini bir aldanma ve aldatma diyalektiği içinde bulmaları üzerine binlerce şarkı da yazılabilir, öykü de, roman da...